28 Mayıs 2026 Perşembe

Kalpte büyütülen niyetler


Güzel ve saf bir niyetle yola çıkanın hep bir yol bulacağına inanırım. Çünkü niyet, insanın güzergâhını belirleyen en önemli etkenlerden biridir bana göre. İnsan niyetsiz olursa eğer, oradan oraya savrulur, karşısına çıkan ilk engelde pes etmeye çok meyyal olur. Bu yüzden rotamızı belirleyen şey de yaptığımız işin sonucunu belirleyen şey de niyettir aslında. O yüzden şöyle buyurmuştur Resulullah (sav): “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.” Kalbimizdeki niyetlere göre yaptığımız şeyin karşılığını göreceğiz. Yani Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle yola çıkarsak alacağımız sevap ona göredir; dünyalık kazanmak niyetiyle yola çıkarsak da alacağımız sevap ona göredir. Kişi neye niyet ederse, ona, onun karşılığı verilir. Kalbindeki niyetlerin karşılığını görmek ise her zaman çiçekli yollarda yürümek değildir. İnsan, kalbindeki niyetler ne kadar temiz ve güzel olursa olsun yürüdüğü yolda engellerle karşılaşır. Ama fark şudur ki, o engeller onu yıkmaz, rotasından şaşırtmaz, şaşırtsa da tekrar yoluna geri döner. Sırat-ı müstakim üzere yürümek gibi sanki. Günah da işler, kötülüklere de maruz kalır ama asla vazgeçmez Allah'ın ipine sarılmaktan. Çünkü kalbindeki niyet onu istikamette tutar. İşte tıpkı bunun gibi kalpte büyürse niyetler, insan kötülükle de karşılaşsa, engeller yolunu da kesse, vazgeçmez niyetinden ve o niyetlerin çabası boşa gitmeyecektir Allah'ın izniyle. Çünkü temiz niyetle yapılan işe Allah bereketini ihsan eder. Diktiği o fidanı büyütür, olgunlaştırır. Allah cömerttir; biz bir karış yaklaşırsak O bir arşın yaklaşır. Biz O'na yürüyerek gidersek O bize koşarak gelir. Allah böyle buyurmuşken niyetlerimize engel olan nedir peki? Kalpleri gören de gözeten de Allah değil mi? Kulunun niyetinin samimi olup olmadığını bilen O değil mi ki bizler bu kadar korkuyoruz çabalarımızın karşılığını alamamaktan? Şöyle bir düşünüyorum da Allah'ın kitabına göre yaşamaya da düşünmeye de çok uzak kalmışız sanki. Kaygılar hepimizi esir almış, elimizdeki fidanı dikmemiz gerektiğini biliyoruz ama samimi ve temiz bir niyeti Allah'a sunmamız gerektiği kısmını hep atlıyoruz sanki. Böyle olunca da yalnızca dünya kaygısı ile atılan adımlar kalıyor geriye. Niyetini Allah'a sunmuş ve sonucu O'na bırakabilmiş kalpler yerine kaygılar içinde boğulmuş kalpler var oluyor yalnızca. İşte bu yüzden kaybediyoruzdur belki...

Kalpler, hâller, niyetler ve yollar...


Hâlden hâle evriliyoruz, yolumuzu bulamıyoruz, bazen kayboluyoruz ama yine de yürümekten vazgeçmiyoruz. Temiz niyetler sunabiliyor muyuz Allah'a, bilmiyorum. Ama en azından bunun için çabalıyoruz. Çabalarınız da niyetleriniz de daim olsun sevgili okur. 

9 Mayıs 2026 Cumartesi

Kalpten kalbe bir yol vardır


Bazı insanların yanında kendinizi çok huzurlu hissedersiniz. Bunun bir sebebi de yoktur üstelik. Çünkü çıkar uğruna kurulu değildir dostluğunuz. Onunlayken sürekli konuşmanıza, bir şeyler anlatmanıza gerek yoktur; sessiz oturmaktan bile keyif alırsınız. Uzun süre görüşmeseniz bile her görüştüğünüzde samimiyetinizden bir şey eksilmediğini fark edersiniz. Birlikte hayata aynı pencereden bakmak, aynı hassasiyetlere sahip olmak hem zihin dünyanızı hem de gönül dünyanızı besler. Onunlayken kendiniz olmaktan çekinmezsiniz, çünkü sizi siz olduğunuz için kabul eden biri vardır karşınızda. Bu, Allah’ın kullarına en güzel ikramıdır. Birbirini Allah için sevenlere sunulan bir ikram. 

Allah için sevenler, birbirlerini gözetirler. Kırmaktan, üzmekten çekinirler. Çünkü kırılan bir kalbin kolay kolay iyileşmeyeceğini bilirler.

Allah için sevenler, birbirlerinin başarılarını takdir ederler. Bir rekabet yoktur orada, bir yarış yoktur aralarında; kendi benliğini kabul etmiş iki insan vardır.

Allah için sevenler, birbirini Allah’a yaklaştırmada birer vesiledirler. Onlar birlikte Allah’a ibadet ettikçe daha da kuvvetlenir sevgileri. Çünkü kalpleri birbirine ısındıran yalnızca Allah’tır, bilirler.


Allah için sevenler, birbirlerini desteklemekten, birbirlerine güzel söz söylemekten çekinmezler. Bir kalbi mutlu etmek, onları da mutlu eder. Bunu ise ancak kendiyle mutlu olanlar yapabilirler.


Kalpten kalbe bir yol vardır ve siz Allah için sevmeye devam ettiğinizde o kalpler birbirine yaklaştırılır. Bazıları da vardır ki ne yaparsanız yapın bir türlü ısınmaz kalbiniz. Görünürde bir sebep de yoktur hâlbuki ama kalplerin birbirine uzaklığı en derinde hissedilir. Orada kendiniz olamazsınız, kendinizi açmakta zorlanırsınız. Bir huzursuzluk vardır. Bir huzursuzluk vardır ve bunu en iyi kalbinizde hissedersiniz. Çünkü kalp görmese de hisseder, akıl çözemese de kalp çözer. Kalp neyi sevip neyi sevmeyeceğini çok iyi bilir, biz onu duyabilirsek eğer. Kalpten kalbe giden yollar vardır, biz görmesek de vardır ve orada tüm sebepler devre dışıdır. Tüm sevgiler Allah’ın bize bir ikramıdır, kalbimize dönebilelim diye. Çünkü kalbine dönen, eve döner. Eve dönen de orada önce Allah’ı bulur. Sonra bir bakar ki tüm sevgileri Allah için olmuş. Şimdi son sözlerimi tamamlarken sevgili okur, şunu da hatırlatmak isterim: Allah için sevenler, her şeyden öte önce Allah’ı sevenlerdir. Allah için sevmeleriniz bol olsun!

28 Nisan 2026 Salı

Kalbine dönmek ve kilometrelerce yol katetmek



Durup içime dönme ihtiyacı hissediyorum zaman zaman. Kalbime dönmek ve yoklamak neler olup bittiğini. Ekmek gibi, su gibi doğal bir ihtiyaç bu benim için. İnsan, içine dönerse kendiyle karşılaşır ya hani, ondan olsa gerek, ben de hep kendimle karşılaşmak istiyorum galiba. Bir zamanlar tek kaçtığım kendim olmama rağmen istiyorum bunu hem de. Yüzleşmeyi iyi bildim galiba, kendimle ve hayatla. En azından öğrendim kaçmamayı. Karşılaşacaklarının canını acıtacağını bilmene rağmen kaçmamak kendinden. Çünkü ancak böyle büyüyormuş insan. Diğer türlü tüm kaçışlar hiçbir yere vardırmıyor insanı. Hayattan bile kaçarken buluyorsun kendini. Öyle ki yaşama bile yerleşemiyorsun. Sanki biraz sonra kalkıp gidecekmişsin gibi hep hazır ve nazır bekliyorsun zamanın geçmesini. Çünkü hayat zamanın geçip bitmesinden ibaret oluyor senin için. Sanki yaşadığın, yerleşebildiğin bir hayat yok da hep göçebe gibisin. Ama kaçmadığında, yüzleştiğinde yerleşiyorsun sanki hayata; ait hissediyorsun. Kendini ait kılmak istediğin yerler oluşuveriyor birden, kök salmak istiyorsun. Yaşam anlam kazanıyor, anlamlı bir şeyler yapmak istiyorsun. Fevkalade memnun oluyorsun dünyaya geldiğine, çünkü Allah (cc) yaratmış seni, bir can bahşetmiş sana. Her kul, bir yer kaplar yeryüzünde. Çünkü bir amaç için yaratılmıştır aslında ve sen, seni sen yapan o amacı arıyorsun var olmaklığınla. O amaç var kılıyor seni, ümit doluyorsun. Allah (cc) ruhundan üflemiş, istemeseydi yaratmayabilirdi seni; değerini anlıyorsun. Değerinin ne kadar ulvi bir yerden geldiğine şahit oluyorsun. İşte bunlar hep kilometrelerce yol katetmek demek. Dağlar, bayırlar aşmak demek. Dağlar, bayırlar aşmak; ama içinde aşmak. Bir söz geçiyor ya hani Şeker Portakalı’nda: “Dışarıdan hiç yol gitmemişim gibi duruyor ama içimden üç yüz elli kilometre koştum.” diye. Tam olarak öyle işte. Çünkü önce içinde başlıyor her şey, içinde dönüşüyor; önce kalbin büyüyor. O büyüdükçe varıyorsun sen kendine. Ben kalbimi büyütmek istiyorum sevgili okur, istiyorum ki boşuna yaşamış olmayayım bu hayatı. Kendime varmak istiyorum, istiyorum ki benliğim hiç olsun ellerimde.

Ne tuhaf. Yüzlerce kez, hatta binlerce kez belki, bu cümleyi kurarken buluyorum kendimi: “Ne tuhaf.” İnsanın değiştiğini görmesi ne tuhaf. Bir zamanlar kendinden son sürat kaçan birinin şimdi kendiyle yüzleşmek için can atıyor olması ne tuhaf. Eskiden sevdiğin şeyleri şimdi sevmemen, sevmediğin şeyleriyse şimdi sevmen ne tuhaf. Bazı yanlarına veda etmen, bazı yanlarınla ise yeniden tanışman ne tuhaf. Kendini aramak ne tuhaf, kendini ararken kaybolmak ne tuhaf. Hayat gerçekten ne tuhaf ve biz daha kim bilir kaç kez bu cümleyi kurarken bulacağız kendimizi, şu sayılı ömrümüzde?

21 Nisan 2026 Salı

Bilmek istiyoruz ama ne için?

Ne tuhaf ki ilim bilmek, kendini bilmeye yetmiyor. Yüzlerce kitap okusa, dünyanın en iyi okullarına da gitse insan, kendini bilmeyince eksik kalıyor hepsi. Hırslarını, arzularını, kibrini ve daha birçok marazını törpülemeden yalnızca ilim öğrenince beslediği tek şey nefsi oluyor. Hâlbuki Allah (cc.), nefsi terk etmemizi, onu arındırmamızı istiyor. Nefsi ilah edinmek, aslında insanın kendinden uzaklaşması demek. Kendinden uzaklaşması da Rabbinden uzaklaşması demek. Çünkü tüm hakikatler yalnızca O’nu bilmek ve bulmak içindir. Bilmek, yalnızca Allah’a kapı aralarsa kıymetlidir. Nefis ise insanın en büyük düşmanıdır, yani öyle olmalıdır buyuruyor Resûlullah (sav): “Senin en şiddetli düşmanın, iki yanının arasında bulunan nefsindir.” Bizse en çok onunla dostluk ediyoruz. Hünharca doymak bilmeyen nefislerimizi tıka basa doyurmaya çalışıyoruz. Benle Allah arasında bir yol var idiyse nefs o yolu kapatıyor sanki. Bir perde giriyor araya, görmüyorsun. Kendini görmüyorsun, Rabbini görmüyorsun, hakikati görmüyorsun. Hevâ ve heveslerinin peşinde geçmiş koca bir ömür kalıyor sonra geriye. Ne kazandın? Hiç. Koca bir hiç. Peki ne oldu ahiretin? O sonsuz hayata ne bıraktın? Hiç. İşte bu yüzden hiç. Çünkü ahireti düşünmeden yaşanan bir hayat, boşa geçmiş bir yaşamdır. Çünkü insan, ancak ahireti düşünürse hayatını anlamlı kılabilir. Sonsuz bir hayatın varlığına inanırsa eğer, sonlu olan her şeyi elinin tersiyle itebilir. Peki, nefsini beslemekten hiç geri durmamış, kendi benliğini elinin tersiyle itmemiş biri, nasıl olur da Allah’a yaklaşabilir? Nasıl olur da hayatını anlamlı yaşama gayretini kuşanabilir? Elbette ki kuşanamaz. Ahireti hesaba katmadan, ölümü hatırında tutmadan bir boşlukta sallanır durur öylece. Yalnızca birer oyalanmadan ibaret olur hayat. Oysa ölümü hatırlayınca anlam kazanmalıdır yaşam.

Ölümü unutmayalım, ahireti unutmayalım, kendimizi unutmayalım, Rabbimizi unutmayalım. Unutmayalım ki ahirette unutulanlardan olmayalım. Allah ayaklarımızı bu dine sabit kılsın, nefsini arındıranlardan olmayı nasip etsin. Tüm çabamız şu ilahi hitaba layık olabilmek için olsun: “Ey imanın huzuruna kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak rabbine dön. Böylece has kullarımın arasına sen de katıl. Cennetime gir!” (Fecr, 89/27-30)

İşte o an ne bir korku, ne bir üzüntü. Tüm telaşlar bitmiş, kaygılar yok olmuş. Her şey yerli yerinde. Gerçek bir aidiyet... Şimdiyse bir garip gibi, bir yolcu gibi olmak yazıldı alnımıza. Çünkü asıl yurdumuza kavuşmadık daha.

Kalpte büyütülen niyetler

Güzel ve saf bir niyetle yola çıkanın hep bir yol bulacağına inanırım. Çünkü niyet, insanın güzergâhını belirleyen en önemli etk...