21 Nisan 2026 Salı

Bilmek istiyoruz ama ne için?

Ne tuhaf ki ilim bilmek, kendini bilmeye yetmiyor. Yüzlerce kitap okusa, dünyanın en iyi okullarına da gitse insan, kendini bilmeyince eksik kalıyor hepsi. Hırslarını, arzularını, kibrini ve daha birçok marazını törpülemeden yalnızca ilim öğrenince beslediği tek şey nefsi oluyor. Hâlbuki Allah (cc.), nefsi terk etmemizi, onu arındırmamızı istiyor. Nefsi ilah edinmek, aslında insanın kendinden uzaklaşması demek. Kendinden uzaklaşması da Rabbinden uzaklaşması demek. Çünkü tüm hakikatler yalnızca O’nu bilmek ve bulmak içindir. Bilmek, yalnızca Allah’a kapı aralarsa kıymetlidir. Nefis ise insanın en büyük düşmanıdır, yani öyle olmalıdır buyuruyor Resûlullah (sav): “Senin en şiddetli düşmanın, iki yanının arasında bulunan nefsindir.” Bizse en çok onunla dostluk ediyoruz. Hünharca doymak bilmeyen nefislerimizi tıka basa doyurmaya çalışıyoruz. Benle Allah arasında bir yol var idiyse nefs o yolu kapatıyor sanki. Bir perde giriyor araya, görmüyorsun. Kendini görmüyorsun, Rabbini görmüyorsun, hakikati görmüyorsun. Hevâ ve heveslerinin peşinde geçmiş koca bir ömür kalıyor sonra geriye. Ne kazandın? Hiç. Koca bir hiç. Peki ne oldu ahiretin? O sonsuz hayata ne bıraktın? Hiç. İşte bu yüzden hiç. Çünkü ahireti düşünmeden yaşanan bir hayat, boşa geçmiş bir yaşamdır. Çünkü insan, ancak ahireti düşünürse hayatını anlamlı kılabilir. Sonsuz bir hayatın varlığına inanırsa eğer, sonlu olan her şeyi elinin tersiyle itebilir. Peki, nefsini beslemekten hiç geri durmamış, kendi benliğini elinin tersiyle itmemiş biri, nasıl olur da Allah’a yaklaşabilir? Nasıl olur da hayatını anlamlı yaşama gayretini kuşanabilir? Elbette ki kuşanamaz. Ahireti hesaba katmadan, ölümü hatırında tutmadan bir boşlukta sallanır durur öylece. Yalnızca birer oyalanmadan ibaret olur hayat. Oysa ölümü hatırlayınca anlam kazanmalıdır yaşam.

Ölümü unutmayalım, ahireti unutmayalım, kendimizi unutmayalım, Rabbimizi unutmayalım. Unutmayalım ki ahirette unutulanlardan olmayalım. Allah ayaklarımızı bu dine sabit kılsın, nefsini arındıranlardan olmayı nasip etsin. Tüm çabamız şu ilahi hitaba layık olabilmek için olsun: “Ey imanın huzuruna kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak rabbine dön. Böylece has kullarımın arasına sen de katıl. Cennetime gir!” (Fecr, 89/27-30)

İşte o an ne bir korku, ne bir üzüntü. Tüm telaşlar bitmiş, kaygılar yok olmuş. Her şey yerli yerinde. Gerçek bir aidiyet... Şimdiyse bir garip gibi, bir yolcu gibi olmak yazıldı alnımıza. Çünkü asıl yurdumuza kavuşmadık daha.

2 yorum:

Kalpte büyütülen niyetler

Güzel ve saf bir niyetle yola çıkanın hep bir yol bulacağına inanırım. Çünkü niyet, insanın güzergâhını belirleyen en önemli etk...